SİZİ GİDİ VEFASIZLAR
20 Nisan 2026, Pazartesi 14:11İnsanları anlamak gerçekten zor… Hele ki emek verdiğiniz, kapı açtığınız, yol gösterdiğiniz insanların davranışları beklediğinizin tam tersine geliştiğinde, bu zorluk daha da derinleşir. Birine fırsat sunarsınız, belki kendi başına cesaret edemeyeceği bir başlangıcı onun için mümkün kılarsınız. Elinden tutarsınız, yol gösterirsiniz, bazen kendi zamanınızdan, enerjinizden hatta imkanlarınızdan feragat edersiniz. Çünkü inanırsınız… İnsan kazanmanın, insan yetiştirmenin değerine inanırsınız.
Ama sonra yollar ayrılır… İş ilişkisi biter, herkes kendi yoluna gider. Bu da hayatın doğal akışıdır. Herkesin bir rotası, bir hikâyesi vardır. Ancak asıl mesele, bu ayrılıktan sonra başlar. Çünkü bazı insanlar, ayrılığı bir olgunlukla değil, bir hesaplaşma fırsatı gibi görür. Daha düne kadar içinde bulunduğu, ekmeğini kazandığı, kendisine alan açılmış o yapıya karşı bir tür ‘nispet’ duygusuyla hareket etmeye başlar.
Sosyal medyada yapılan paylaşımlar, ima dolu cümleler, abartılı başarı hikâyeleri… Sanki geçmiş yokmuş gibi, sanki o kapı hiç açılmamış gibi davranılır. Yeni bir yerde yapılan iş, olduğundan daha büyük, daha parlak, daha ulaşılmaz gösterilir. Oysa mesele başarı değildir. Mesele, bunu nasıl sunduğudur. Çünkü gerçek başarı zaten sessiz bir özgüven taşır, bağırmaya, ispatlamaya ihtiyaç duymaz.
İnsan burada şunu sorguluyor, Neden?, Neden bir teşekkür yerine üstü kapalı bir rekabet?, Neden bir vefa yerine küçük bir meydan okuma?, Neden bir vedanın ardından saygı değil de mesafe koyarken bile bir gösteriş ihtiyacı?
Oysa bizler için mesele hiçbir zaman kıskançlık olmadı. Tam tersine… Bir insanın bizden sonra kendi yolunu bulması, hayallerinin peşinden gitmesi, hatta bizden daha iyi yerlere gelmesi gurur verici bir şeydir. Çünkü bu, aslında o kişinin içindeki potansiyeli doğru görmüş olduğumuzun da bir kanıtıdır.
Biz biliriz ki, hayat bir yarış değil. Herkesin kulvarı farklı, zamanı farklı, sınavı farklıdır. Bu yüzden başkasının başarısı bizim eksikliğimiz değildir. Aksine, bir zincirin halkaları gibi birbirine değen hikâyelerin devamıdır. Ama ne yazık ki herkes bu olgunlukta bakamıyor hayata.
Bazıları, kendine açılan kapıyı bir fırsat değil, bir basamak olarak görüyor. Ve o basamaktan çıktıktan sonra dönüp aşağıya bakarken, teşekkür etmek yerine yukarıdan konuşmayı tercih ediyor. Oysa gerçek büyüklük, yükseldikçe mütevazı kalabilmektir. Gerçek karakter, kapıdan çıkarken değil, o kapıyı hatırlarken ortaya çıkar.
İnsanları anlamak belki bu yüzden zor… Çünkü herkes aynı değerlerle hareket etmiyor. Kimisi vefayı yük olarak görüyor, kimisi ise onu en büyük zenginliği sayıyor. Kimisi geçmişini silmeye çalışıyor, kimisi geçmişine sahip çıkarak büyüyor.
Ama ne olursa olsun, değişmeyen bir şey var... İnsan, aslında kendini ele verir. Söyledikleriyle değil, davranışlarıyla… Paylaştıklarıyla değil, paylaşma biçimiyle… Gittiği yerle değil, geldiği yeri nasıl anlattığıyla…
Ve biz yine aynı yerde durmaya devam ederiz. Kapı açmaya, fırsat vermeye, inanmaya… Çünkü bizim meselemiz insanların ne yaptığı değil, bizim kim olduğumuzdur.
Habib BABAR


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.