ESKİ GAZETECİLİK NEREDE?
24 Temmuz 2026, Cuma 13:10Bugün 24 Temmuz… Basında sansürün kaldırılışının yıl dönümü… Bir başka ifadeyle Basın Bayramı… Takvimde sadece bir tarih gibi görünse de, benim için ömrümün tam 38 yılını verdiğim mesleğin dönüm noktalarından biridir. Her 24 Temmuz geldiğinde ister istemez geçmişe gidiyorum. Elime ilk kez fotoğraf makinesini alışımı, ilk haber heyecanımı, matbaa kokusunu, karanlık odada film banyosu yapılan günleri, haber yetiştirmek için zamanla yarıştığımız o unutulmaz yılları hatırlıyorum. Ve kendi kendime aynı soruyu soruyorum… ‘Eski gazetecilik nerede?’
Bugün ne yazık ki haberden bihaber insanların kendilerini gazeteci olarak tanıttığı bir dönemi yaşıyoruz. Haber yazmasını bilmeyenlerin, araştırmadan, doğrulamadan, olay yerine gitmeden birkaç satır yapay zekaya yazdırıp ‘Haber yaptım’ diye dolaştığı bir zamandayız. Yanlış anlaşılmasın… Ben teknolojiye düşman değilim. Yapay zeka da doğru kullanıldığında araştırmada, düzenlemede ve fikir üretmede önemli bir yardımcı olabilir. Ancak hiçbir teknoloji gazetecinin emeğinin, vicdanının, sahadaki gözleminin ve mesleki birikiminin yerine geçemez.
Çünkü gazetecilik, bilgisayar başında birkaç komut yazmak değildir. Gazetecilik, olayın içine girmektir. Gazetecilik, yağmurun altında ıslanmaktır. Gazetecilik, gecenin bir yarısı gelen ihbarla yollara düşmektir. Gazetecilik, gerçeğin peşinden koşmaktır. Biz gazeteciliğe başladığımız yıllarda bugünkü gibi cep telefonları yoktu. Sosyal medya yoktu. İnternet yoktu. Bir olay olduğunda haber merkezinden çıkar, saatlerce olay yerine ulaşmaya çalışırdık. Fotoğraf çekmek ise başlı başına bir sanattı. Elimizde mekanik fotoğraf makineleri vardı. Dijital ekran olmadığı için çektiğimiz kareyi anında görme şansımız bulunmazdı. Dia filmler kullanırdık. Her kare altın değerindeydi. Deklanşöre rastgele basamazdınız. Işığı hesap ederdiniz, açıyı ayarlardınız, kompozisyonu düşünürdünüz. Çünkü hata yapma lüksünüz yoktu. Sonra o filmler karanlık odada banyodan geçerdi. O fotoğraf çıkana kadar yüreğiniz ağzınızda beklerdiniz. Acaba istediğimiz kareyi yakalayabildik mi? Acaba manşet olacak fotoğrafı çekebildik mi? Bugünün genç meslektaşları belki bunu hiç yaşamadılar.
Şimdi bir tuşa basılıyor, yüzlerce fotoğraf çekiliyor, beğenilmeyeni siliniyor. Oysa bizim dönemimizde her kare emekti, her film para demekti, her fotoğraf ayrı bir heyecan taşırdı. Bir de haber yetiştirme telaşı vardı... Gazeteye haberi ulaştırmak için zamanla yarışırdık. Matbaanın saati beklemezdi. Trafikte geçen her dakika, manşeti başka gazeteye kaptırmak anlamına gelebilirdi. ‘Haber atlatmak’ bizim için bir gurur meselesiydi. Kim önce ulaştı? Kim daha doğru bilgiyi aldı? Kim haberi ilk verdi? Rekabet işte buydu. Ama hiçbir zaman doğruluktan ödün verilmezdi.
Bir kişinin söylediğiyle haber yapılmazdı. İki, hatta üç farklı kaynaktan doğrulamadan hiçbir haber yayımlanmazdı. Çünkü bize ilk öğretilen şuydu,’Önce doğruluk, sonra hız.’ Bugün ise maalesef bunun tam tersi yaşanıyor. Önce paylaş... Sonra bakarız... Yanlışsa düzeltiriz... Oysa gazetecilikte bazen tek bir yanlış cümle bile bir insanın hayatını değiştirebilir. Bir aileyi üzebilir. Bir kurumu zan altında bırakabilir. Toplumun doğru bilgi alma hakkını zedeleyebilir. İşte bu yüzden gazetecilik sadece haber yazmak değildir. Gazetecilik aynı zamanda büyük bir vicdan meselesidir.
Tam 38 yıldır bu mesleğin içindeyim. Bu yıllar boyunca binlerce haber yaptım. Sayısız olay takip ettim. Geceyi gündüze kattım. Bayram demedim, tatil demedim. Çünkü haber beklemezdi. Gazetecilik saatle yapılan bir meslek değildi. Bu meslek alın teri isterdi. Fedakarlık isterdi. Cesaret isterdi. Ve en önemlisi karakter isterdi. Gazeteci olmak, cebinde basın kartı taşımaktan çok daha fazlasıdır. Gazeteci olmak, güvenilir olmaktır. Gazeteci olmak, doğruluktan vazgeçmemektir. Gazeteci olmak, gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır.
Bugün mesleğimiz çok değişti. Teknoloji gelişti. Haber saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşıyor. Bunun elbette büyük avantajları var. Ama keşke teknolojiyi kullanırken gazeteciliğin ruhunu kaybetmeseydik. Keşke haberin emek olduğunu unutmasaydık. Keşke sahaya çıkmadan gazeteci olunamayacağını yeniden hatırlasaydık. Çünkü gazetecilik, ekran başında değil, hayatın tam içinde öğrenilen bir meslektir.
Ben bugün geriye dönüp baktığımda, en çok da o günlerin alın terini özlüyorum. Mekanik fotoğraf makinelerinin sesini… Dia filmlerin heyecanını… Matbaa kokusunu… Haber merkezindeki telaşı… Bir haberi rakip gazeteden önce yetiştirmenin tarifsiz mutluluğunu… Belki zaman değişti. Belki gazetecilik araçları değişti. Ama değişmemesi gereken değerler vardı. Doğruluk… Tarafsızlık… Araştırmacılık… Meslek ahlakı… İşte gerçek gazetecilik bunların üzerine kuruluydu ve hâlâ da öyle olmalı. Bugün 24 Temmuz Basın Bayramı…
Bu mesleğe ömrünü veren, gerçeğin peşinden koşarken kimi zaman ailesinden, kimi zaman sağlığından, kimi zaman da canından vazgeçen tüm meslektaşlarımı saygıyla selamlıyorum. Aramızdan ayrılan basın emekçilerini rahmet ve minnetle anıyorum. Dileğim, yeni nesil gazetecilerin teknolojiyi bir araç olarak kullanırken gazeteciliğin ruhunu, emeğini ve vicdanını da yaşatmalarıdır. Çünkü gazetecilik sadece bir meslek değildir. Gazetecilik, ömür boyu omuzlarda taşınan büyük bir sorumluluktur. Ve ben, tam 38 yılın ardından bugün de aynı gururla söylüyorum ‘İyi ki gazeteci olmuşum…’24 Temmuz Basın Bayramımız kutlu olsun…
Habib BABAR


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.